TÜRKİYE EKONOMİSİNDE FAİZ-ENFLASYON ÇELİŞKİSİ: HALK GERÇEKLERİ HİSSEDİYOR

SİYASET
 

TÜRKİYE EKONOMİSİNDE FAİZ-ENFLASYON ÇELİŞKİSİ: HALK GERÇEKLERİ HİSSEDİYOR

YÜKSEK FAİZ POLİTİKASI, VATANDAŞIN ALIM GÜCÜNÜ ERİTMEYE DEVAM EDİYOR
Bugün Türkiye ekonomisinde yaşanan tablo ile açıklanan enflasyon hedefleri arasında ciddi bir çelişki göze çarpıyor. Devletin yüzde 37 seviyelerinde borçlandığı, bankaların vatandaşın parasını yüzde 40-45’e yaklaşan faiz oranlarıyla topladığı bir ortamda, yıl sonu enflasyon beklentisinin yüzde 29 olarak açıklanması, hayatın olağan akışı ve piyasa gerçekleriyle örtüşmüyor. Ekonominin temel kurallarından biri, faiz oranlarının piyasanın gelecekte beklediği enflasyona göre şekillenmesidir. Eğer gerçekten yüzde 29’luk bir enflasyon beklentisi olsaydı, devlet daha düşük maliyetlerle borçlanabilir ve bankalar da mevduat sahiplerine bu kadar yüksek faiz vermek zorunda kalmazdı. Bugün oluşan faiz tablosu, piyasaların açıklanan enflasyon hedeflerine güven duymadığını açıkça ortaya koyuyor. Vatandaşın yaşadığı gerçek enflasyon ise açıklanan rakamların çok üzerinde seyrediyor. Market fiyatları, kiralar, elektrik faturaları ve temel tüketim ürünlerindeki artışlar, dar gelirli vatandaşın alım gücünü her geçen gün daha fazla eritiyor. Artık insanlar ay sonunu değil, haftayı nasıl çıkaracağını düşünmek zorunda kalıyor. Üstelik halkın ödediği vergilerin büyük kısmı üretime, yatırıma, çiftçiye, esnafa ve sosyal desteklere değil, artan faiz giderlerine aktarılıyor. Hazine’nin yüksek faizle yaptığı borçlanmalar nedeniyle bütçede faiz ödemelerine ayrılan pay giderek büyüyor. Vatandaşın alın teriyle ödediği vergiler, kalkınmaya değil, faiz yükünün finansmanına gidiyor. Bugün çiftçi mazot ve gübre maliyetleri altında ezilirken, esnaf krediye ulaşmakta zorlanıyor; emekli ve asgari ücretli ise temel ihtiyaçlarını karşılamakta güçlük çekiyor. Yüksek faiz politikası toplumun tüm kesimlerinin sırtındaki yükü artırıyor. Ekonomide güven, yalnızca açıklanan hedeflerle değil, vatandaşın hissettiği gerçeklerle sağlanır. Eğer halk pazarda yaşadığı fiyat artışı ile açıklanan enflasyon arasında bağ kuramıyorsa, ciddi bir güven sorunu vardır. Bizler; üretimi önceleyen, emeği koruyan, vergileri faize değil yatırıma yönlendiren bir ekonomik anlayışın savunucusuyuz. Türkiye’nin ihtiyacı yüksek faiz değil; güçlü üretim, adil gelir dağılımı ve vatandaşın refahını esas alan bir ekonomi modelidir.
YÜKSEK FAİZ POLİTİKASI, VATANDAŞIN ALIM GÜCÜNÜ ERİTMEYE DEVAM EDİYOR

Bugün Türkiye ekonomisinde yaşanan tablo ile açıklanan enflasyon hedefleri arasında ciddi bir çelişki göze çarpıyor. Devletin yüzde 37 seviyelerinde borçlandığı, bankaların vatandaşın parasını yüzde 40-45’e yaklaşan faiz oranlarıyla topladığı bir ortamda, yıl sonu enflasyon beklentisinin yüzde 29 olarak açıklanması, hayatın olağan akışı ve piyasa gerçekleriyle örtüşmüyor.

Ekonominin temel kurallarından biri, faiz oranlarının piyasanın gelecekte beklediği enflasyona göre şekillenmesidir. Eğer gerçekten yüzde 29’luk bir enflasyon beklentisi olsaydı, devlet daha düşük maliyetlerle borçlanabilir ve bankalar da mevduat sahiplerine bu kadar yüksek faiz vermek zorunda kalmazdı. Bugün oluşan faiz tablosu, piyasaların açıklanan enflasyon hedeflerine güven duymadığını açıkça ortaya koyuyor.

Vatandaşın yaşadığı gerçek enflasyon ise açıklanan rakamların çok üzerinde seyrediyor. Market fiyatları, kiralar, elektrik faturaları ve temel tüketim ürünlerindeki artışlar, dar gelirli vatandaşın alım gücünü her geçen gün daha fazla eritiyor. Artık insanlar ay sonunu değil, haftayı nasıl çıkaracağını düşünmek zorunda kalıyor.

Üstelik halkın ödediği vergilerin büyük kısmı üretime, yatırıma, çiftçiye, esnafa ve sosyal desteklere değil, artan faiz giderlerine aktarılıyor. Hazine’nin yüksek faizle yaptığı borçlanmalar nedeniyle bütçede faiz ödemelerine ayrılan pay giderek büyüyor. Vatandaşın alın teriyle ödediği vergiler, kalkınmaya değil, faiz yükünün finansmanına gidiyor.

Bugün çiftçi mazot ve gübre maliyetleri altında ezilirken, esnaf krediye ulaşmakta zorlanıyor; emekli ve asgari ücretli ise temel ihtiyaçlarını karşılamakta güçlük çekiyor. Yüksek faiz politikası toplumun tüm kesimlerinin sırtındaki yükü artırıyor.

Ekonomide güven, yalnızca açıklanan hedeflerle değil, vatandaşın hissettiği gerçeklerle sağlanır. Eğer halk pazarda yaşadığı fiyat artışı ile açıklanan enflasyon arasında bağ kuramıyorsa, ciddi bir güven sorunu vardır.

Bizler; üretimi önceleyen, emeği koruyan, vergileri faize değil yatırıma yönlendiren bir ekonomik anlayışın savunucusuyuz. Türkiye’nin ihtiyacı yüksek faiz değil; güçlü üretim, adil gelir dağılımı ve vatandaşın refahını esas alan bir ekonomi modelidir.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve afyonunsesi.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.